Sedefkar Mehmed Ağa

Sultanahmed Câmiinin mîmârı. Kânûnî Sultan Süleyman’ın saltanatının son senelerinde, Rumeli’nden devşirilerek İstanbul’a getirildi. Beş sene Acemi Ocağında kaldıktan sonra, Kânûnî Sultan Süleyman Türbesi bahçe bekçiliği vazifesi verildi. Bu vazifesi esnâsında mühendis mektebi talebelerinin derslerini dikkatle tâkip etmesi, hocaların gözünden kaçmadı.

İmtihana tâbi tutularak derslere devamı uygun görüldü. Üstün kâbiliyeti sâyesinde kısa zamanda talebeler arasında kendini gösterdi. Burada yirmi sene Mîmar Sinân, Mîmar Dâvûd, Mîmar Dalgıç Ahmed Ağalardan mîmarlık ve sedefkârlık dersleri aldı. Sedef işlerindeki fevkalâde mahâreti sedefkârlık halifesi olmasına sebep oldu. Mîmar Sinân’ın tavsiyesiyle Sultan Üçüncü Murâd’a sedef işlemeli bir rahle hediye ederek, pâdişâhın takdirini kazandı. KendisineTopkapı Sarayı Kapıcılığı verildi. Bu vazifeyle berâber derslere de devam ederdi. “Kapıcılık” vazifesindeyken, Mısır’a, Arabistan’a gitti. Buralardaki seyâhatlerinde İslâm sanatının en mükemmel eserlerini tetkik etme fırsatını buldu. İstanbul’a döndükten sonra Rumeli’ndeki kaleleri teftiş vazifesi verildi.

Osmanlı Devletinin Avrupa kıtasındaki bütün kalelerini dolaştı. İntibâlarını Sultan Üçüncü Murâd Hana arz etti. Daha sonra İstanbul Kadılığı Muhzırbaşılığına getirildi. Kapıkulu süvârileri arasına katılan MehmedAğa, Hüsrev Paşanın hizmetine girerek, onun müsellimi olarak doğu ve Şam bölgelerindeki sanat eserlerini tetkik imkânını buldu. 1597’de şehrin su yolları nâzırlığına getirildi. Sekiz yıl çalıştığı bu vazifesinde, çok başarılı hizmetlerde bulundu. Bu hususta ihtisas sâhibi oldu. Su Nazırlığı, Mimarbaşılıktan önceki son vazifesiydi. 11 Ekim 1605 günü Dalgıç Ahmed Ağadan boş kalan Hâssa Mîmarbaşılığına getirildi. O sıradaSultan Birinci Ahmed Han Osmanlı pâdişâhıydı.

Mîmarbaşılıkta ilk vazifesi Peygamberimizin Kabr-i şerîfinin tâmirâtıydı. 1612 senesinde İstanbul’a döndü. Sultan Birinci AhmedHan, muhteşem bir câmi yaptırmağa karar verdi ve bu işle Mehmed Ağayı vazifelendirdi. Yer olarak da Bizanslıların hipodrom dedikleri mahal seçildi. İstimlâklar tamamlandıktan sonra 9 Kasım 1609’da temel atıldı. Temele ilk kazmayı Pâdişâh vurdu ve; “Yâ Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul-ı dergâh eyle!” diye duâ etti. Temel atma merâsimi münâsebetiyle fakirlere sadaka dağıtıldı, devlet ileri gelenlerine hil’atlar giydirildi. Câminin inşaasına büyük dikkat ve îtinâ sarf eden Mehmed Ağa, Câmiden başka İstanbul’da birçok yapının inşaasını da devam ettirmekteydi.

Sultanahmed Câmiini yedi yılda bitirdi. Câminin çinilerinde mâvi rengin hakim olması sebebiyle, Avrupalılar tarafından bu câmiye Blue Mosque denir. Câminin bitmesinden kısa bir müddet sonra 1618 yılında vefât eden Mehmed Ağanın hayâtını yazan Cafer Çelebi; Risale-i Mîmâriye (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphânesindedir) ondan mütevâzi, kendini övmeyi sevmeyen ve o derece de mahâretli, sanatkâr birisi diye bahseder. Osmanlı Devletinde yetişen, nâdide sanatkârlardan biri olan Mehmed Ağa, yaptığı eserlerinde, mîmârimizde yavaş yavaş başlayan Barok tarzından hiç etkilenmeden bize has eserler meydana getirdi. Mehmed Ağa, on iki câmi ve mescit, sekiz türbe, iki medrese, iki hamam, üç saray ve köşk, bir köprü, yüzden fazla çeşme, on bir sebil ve bir kervansaray inşâ ederek, Osmanlı mîmârisine yeni şâheserler kazandırdı.

Bu yazı Önemli Kişiler kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir